UA-100838242-1

banner46

26 Mayıs 2019 Pazar

Liselerde ders sayısı düşürülüyor

Dünya sıralamalarında Türk üniversiteleri

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan Times Higher Education dünya üniversite sıralamalarında ilk defa Türkiye’den 4 üniversite ilk 200’e girdi.

14 Eylül 2015 Pazartesi 11:37
Dünya sıralamalarında Türk üniversiteleri
banner38

 Üniversitelerimizin sıralamalarda hızlı yükselişine THE’nin sitesinde de dikkat çekildi.  Son beş senede THE sıralamalarına girebilen üniversitelerimiz aşağıdaki tabloda gösteriliyor:


Görüldüğü gibi iki yıldır 201-225 arasında olan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bu yıl ciddi bir çıkış ile ilk 100’e giren ilk Türk üniversitesi oldu.  Boğaziçi Üniversitesi’nin üç,  İstabul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) ise iki yıldır gösterdikleri sürekli yükselmeler de dikkat çekici.  Sabancı Üniversitesi’nin ise geçtiğimiz yıllarda ilk 400’de olmadığı halde bu yıl ilk 200’e girebilmiş olması da büyük bir başarı. THE bu çıkışların nedenlerini şöyle sıralıyor: 
Ülkemizden çıkan yayınların doğru kuruluşlara atfedilmesi (geçmişte üniversitelerimizin bazı yayınları çeşitli nedenlerle sayılmamış olmalı), dünyada bilinirliklerinin artması, uluslararası yönlerinin güçlenmesi, ve araştırma etkilerinin artması.  Sıralamada yer alan tüm üniversitelerimizi kutluyor, THE’deki bu yükselmelerin kalıcı olmasını ve yakında diğer sıralamalarda da görülmesini ümit ediyoruz.

THE sıralaması nedeniyle ülkemizde dünya üniversite sıralamaları yeniden ilgi topladı.  Bu yazının amacı dünyadaki üniversite sıralamalarını ve Türk üniversitelerinin bu sıralamalardaki durumlarını özetlemek ve daha yukarılara çıkabilmeleri için öneriler getirmektir.

Neden?

Sıralamaların yapılmasının temel nedeni insanların sıralama yapmayı ve karşılaştırmalı düşünmeyi sevmelerinden kaynaklanıyor. Sıralaması yapılabilecek her şeyin sıralamasını yaparız: Spor ligleri, dünyanın en zengin insanları, en sevilen filmler, en çok satılan kitaplar, en çok indirilen müzikler, en iyi giyinen ünlüler... Hepsi birer sıralamadır.

Üniversite sıralamalarının ise birçok kullanımı var Üniversite seçmeye çalışan öğrenci adaylarına ve ailelerine yardımcı olabilirler, iş teklifleri alan akademisyenlerin tercih yapmasını kolaylaştırabilirler, yüzlerce iş başvurusu alan şirketlerin aday belirlemelerine yardımcı olabilirler, işbirliği yapmak isteyen yabancı üniversitelerin işini kolaylaştırabilirler, veya hayırseverlerin, şirketlerin ve devlet desteklerinin belirlenmesinde rol oynayabilirler.

Üniversite sıralamaları

Sadece 11 yıllık bir geçmişi olan üniversite sıralamaları ile ilgilenen kurum sayısı son yıllarda hızla arttı ve çok sayıda küresel, bölgesel ve yerel sıralama üretiliyor.  Burada sadece dünya sıralamalarının en eski ve en prestijli olanları ile ülkemizi en yakından ilgilendirenleri üzerinde duracağız: ARWU, THE, QS, Leiden, SCImago, URAP, ve CWUR.

ARWU: Dünyadaki üniversitelerin ilk çok amaçlı sıralaması ‘Academic Ranking of Worldwide Universities (Dünya Üniversitelerinin Akademik Sıralaması)’ adı altında Çin’de Şanghay şehrindeki Jiao Tong Üniversitesi tarafından gerçekleştirildi. İlk defa 2003’te yapılan bu sıralamada şu kriterler kullanılıyor: 
- Mezunlar tarafından kazanılmış olan Nobel ödülleri ve Fields madalyaları (yüzde 10)
- Öğretim üyeleri tarafından kazanılmış olan Nobel ödülleri ve Fields madalyaları (yüzde 20)
- 21 değişik alanda yüksek sayıda atıf alan bilim insanları (yüzde 20) 
- Nature ve Science dergilerinde basılan makale sayıları (yüzde 20)
- SCI ve SSCI tarafından endekslenen dergilerde basılan makale sayıları (yüzde 20)
- Yukarıdaki kriterlerin kişi başına bölünmüş hali (yüzde 10)

Bu sıralama birçok ülkede yükseköğrenim değerlendirilmesinde kullanıldı, eğitim reformlarına katkıda bulundu. Kriterlerden de anlaşılacağı gibi bu sıralama özellikle temel bilimlere odaklanan araştırma ağırlıklı bir sıralamadır. ARWU sıralamasında, genel üniversite sıralamasının yanında, beş bilim dalında (matematik, fizik, kimya, bilgisayar bilimleri, işletme/iktisat) ve beş ayrı alanda (tabii bilimler ve matematik; mühendislik, teknoloji, ve bilgisayar bilimleri; yaşam ve tarım bilimleri; tıp ve eczacılık; sosyal bilimler) birer sıralama da yapılıyor.

THE: Londra’da basılan haftalık bir yükseköğrenim dergisi olan Times Higher Education ile Thomson Reuters işbirliği ile hazırlanan bu sıralamada beş temel alanda toplandı 13 kriter kullanılıyor:
- Eğitim (öğrenci-hoca oranı, doktora-lisans diploma oranı, doktoralı öğretim görevlisi oranı, öğretim görevlisi başına düşen kurumsal gelir, bilinirlik anketi) (yüzde 30)
- Araştırma (hoca başına makale sayısı, araştırma geliri, bilinirlik anketi) (yuzde 30)
- Atıflar (araştırmanın etkisi) (yüzde 30)
- Endüstri gelirleri-inovasyon (hoca başına endüstriden sağlanan gelir) (yüzde 2.5)
- Uluslararasılık (öğretim üyeleri, öğrenciler, araştırma) (yüzde 7.5)

THE kriterlerinin ARWU’dan en önemli farkı, ARWU kriterlerinin tümüyle araştırma çıktılarına yönelik olmasına karşın, THE kriterlerinin daha kapsamlı (fakat daha sübjektif) olması. THE sıralamasında, toplamda en iyi 400 üniversitenin yanı sıra, altı kıtada ve yüzde ayrı alanda (mühendislik ve teknoloji, temel bilimler, yaşam bilimleri, sosyal bilimler, tıp, ve beşeri bilimler) dünyanın en iyi 100 üniversitesi de sıralanıyor.  Bunların yanında THE, 50 yaşından genç 100 üniversite ve gelişmekte olan ülke üniversiteleri gibi daha dar alanlarda sıralamalar da yapıyor.

QS:  Uluslararası eğitim alanında uzmanlaşan ve dünyanın birçok şehrinde ofisleri bulunan Quacquarelli Symonds şirketinin oluşturduğu bu sıralamada şu kriterler kullanılıyor:
- Akademisyen değerlendirmesi (yüzde 40): 60 bin civarında akademisyenin katıldığı bir tanınırlık anketi 
- İşveren anketi (yüzde 10): 28 bin  civarında işverenin katıldığı bir tanınırlık anketi 
- Öğrenci-öğretim üyesi oranı (yüzde 20) 
- Son beş yılda öğretim üyesi başına düşen atıf sayısı (yüzde 20) 
- Uluslararası öğretim üyesi ve öğrenci oranı (yüzde 10)

QS sıralamasında ağırlığın yarısının sübjektif bilinirlik anketlerinden gelmesi dikkat çekici. Bunların yanında, THE sıralamasına benzer eğitim, araştırma, ve uluslararasılık kriterleri de var.  Ticari bir kuruluş olan (ve THE ile rekabet eden) QS, en iyi 700 üniversite sıralamasının yanında, beş farklı fakülte bazlı sıralama, 30 farklı alan bazlı sıralama, gelişmekte olan ülke üniversite sıralaması ve 50 yaşından genç üniversite sıralaması da oluşturuyor.

Leiden: Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nde bulunan The Centre for Science and Technology Studies (CWTS) bibliometrik endikatörler kullanan ve sadece akademik makalelere odaklanan bir sıralama sistemi geliştirdi ve 1,000 civarında üniversitenin araştırma performanslarını değerlendirdi.  Tek bir Leiden sıralaması yok. Altı  değişik bilim alanında etki veya işbirliği kriterleri bazında sıralamalar oluşturulabiliyor.  Etki alanındaki kriterler şunlar:
- Ortalama atıf sayısı
- Alana ve yayın yılına göre normalize edilmiş ortalama atıf sayısı
- Alan ve yıla göre en çok atıf alan yüzde 10 yayın arasına giren yayın sayısı

SCImago: SCImago tarafından 22 bin dergiyi tarayan Scopus veri tabanı kullanılarak yapılan bu sıralamada yılda en az 100 makale yayınlayan 5 bin’in uzerinde araştırma kuruluşu (devlet, yüksek öğrenim, sağlık, özel sektör, ve diğerleri ) üç temel kriter üzerinden (araştırma, inovasyon, web görünürlüğü) sıralandı.  Araştırmada kriteri altında bulunan ölçütlerden bazıları şunlar: 
Son beş yıllık dönemde yayınlanan makale sayısı, makalelerde uluslararası ortak yazar oranı, normalize edilmiş atıf sayısı, en prestijli dergilerde yayınlanan makale sayısı. 
Bu veri tabanı kullanılarak yapılan sıralamaların avantajı veri tabanının büyüklüğü, dezavantajı ise sadece tek kriter bazlı sıralama yapılmasında.

URAP: 2009 yılında ODTÜ bünyesinde kurulan URAP laboratuarı 2 bin civarında dünya üniversitesini Web of Science gibi açık kaynaklardan toplanan veriler bazında şu kriterlerle sıralıyor:
- Yıllık yayın sayısı (yüzde 21)
- Son yılın yayınlarına son beş yılda yapılan atıf sayısı (yüzde 21)
- Üretilen toplam doküman sayısı (akademik makale dışındaki yayınlar da dahil) (yüzde 10)
- Yayın yapılan dergilerin etki faktör toplamı (yüzde 18)
- Yayınlara atıf yapan dergilerin etki faktör toplamı (yüzde 15)
- Uluslararası yayın işbirlikleri (yüzde 15)

CWUR: Suudi Arabistan’da bulunan Center for World University Rankings, 1,000 dünya üniversitesini sekiz objektif kriter doğrultusunda sıralıyor:
- Eğitim kalitesi (mezunların kazandığı uluslararası ödüller ve madalyalar- yüzde 25)
- Mezunların işgücüne katkısı (dünyanın önde gelen şirketlerinde genel müdür olarak görev yapan mezun sayısı - yüzde 25)
- Öğretim üyesi kalitesi (uluslararası ödüller ve madalyalar kazanan öğretim üyeleri - yüzde 25) 
- Akademik yayınlar (prestijli dergilerde basılan makaleler - yüzde 5) 
- Akademik etki (etki değeri en yüksek dergilerde basılan makaleler- yüzde 5) 
- Atıflar (yüzde 5)
- Etki (tüm üniversitenin h-ındexi - yüzde 5) 
- Patentler (yüzde 5)

Bu sıralamalarda en yukarılarda yer alan üniversitelerin ortak özellikleri olarak şunlar göze çarpıyor:
- Zengin ülke okulu
- Eski ve büyük kurum
- Öğrenci-öğretim üyesi oranı düşük olan ve lisansüstü programlara ağırlık veren araştırma üniversitesi

Örneğin, ARWU 2014 sıralamasında ilk 10 üniversite, Harvard, Stanford, MİT, UC Berkeley, Cambridge, Princeton, CalTech, Columbia, Chicago ve Oxford oldu.  Daha aşağı sıralardan da bir örnek vermek gerekirse, 2014 ARWU sıralamasında 74’üncü sırada olan Danimarka’nın Aarhus Üniversitesi 1928 yılında kuruldu, 44 bin 500 öğrencisi ve 8 bin öğretim üyesi var. Yıllık lisans mezunu sayısı (4 bin 455), yüksek lisans (4 bin 2) ve doktora mezunu (402) sayısına eşit. 

ARWU 2014 sıralamasında ilk 20’deki üniversitelerin 16’sı ABD’de (yüzde 80), 3’ü İngiltere’de, birisi ise İsviçre’de bulunuyor.  İlk 100’de ise Kuzey Amerika ve Avrupa dışından sadece altı üniversite (Japonya 3, İsrail 2, Avusturalya 1),  gelişmekte olan ülkelerden ise sadece bir üniversite var (Rusya).

Bu sıralamalarda Türk üniversitelerinin yeri

- ARWU 2014 ilk 500 sıralamasında sadece İstanbul Üniversitesi 401-500 aralığında yer alıyor.  
- Yeni yayınlanan THE 2014-2015 sıralamasında ODTÜ 85’inci, Boğaziçi 139’uncu, İTÜ 165’inci, Sabancı 182’nci, Bilkent 201-225 aralığında, Koç ise 301-350 aralığında yer aldı. (Geçmişte de Türk üniversitelerini en yukarılarda sıralayan sıralama THE oldu.)  
- QS ilk 500 sıralamasında Boğaziçi ile Bilkent 399’uncu sırayı paylaşıyor. ODTÜ 401-410 aralığında, Koç 461-470 aralığında, Sabancı 471-480 aralığında bulunuyor.  
- Leiden sıralaması yayın sayısına göre yapıldığında, ilk 400’e Türkiye’den sadece İstanbul Üniversitesi (349’uncu) girebiliyor, atıf sayısına göre yapıldığında ise en yukarıdaki üniversitemiz 598’in sıradaki İTÜ olabiliyor.  
- Yayın sayısına göre yapılan SCImago sıralamasında ilk 500’de sadece iki üniversitemiz bulunuyor (İstanbul 440, Hacettepe 475’inci sırada)  
- URAP sıralamasında ilk 500’de sadece üç Türk üniversitesi bulunuyor (İstanbul 417, ODTÜ 474, Ege 486).  
- CWUR sıralamasında ise ilk 500’e sadece ODTÜ (396’ncı) girebiliyor.

Tüm sıralama sistemlerinin ya tamamen, ya da büyük ölçüde araştırma çıktılarından etkilendiğini görüyoruz. Üniversitenin temel işlevi araştırma olduğundan bu beklenen bir sonuçtur. Türk üniversiteleri dünya sıralamalarında yukarılara çıkmak istiyorlar ise, bunun yolu belli: Araştırma çıktılarını yukarıya çekmek.

Türk üniversitelerinin araştırma çıktılarını olumsuz yönde etkileyen faktörler

Üniversiteyi liseden veya dershaneden ayıran en önemli faktör araştırmadır. İnsanlığın dağarcığındaki bilgiyi arttırmak yerine sadece bilgiyi aktarmayı kendilerine misyon edinen yükseköğrenim kurumları, üniversite olmanın sorumluluklarını tümüyle yerine getirmiyorlar ve birçoğu düşük prestijli diplomaların yerel dağıtıcıları olmaya mahkumdur. Sadece araştırma üniversiteleri yüksek prestijli uluslararası çekim merkezleri haline gelebilirler ve dünyada sıralamalarda önde gelebilirler. 

Araştırma üniversitesi kavramı dünyaya 1818 yılında kurulan Humboldt Üniversitesi ile geldi. Neredeyse 200 yıldan beri var olan ve dünyada yüzlerce güzel örneği olan bu kurumun nasıl oluşturulacağı bellidir. Detaylarda üniversitelerin misyon ve vizyonuna bağlı farklılıklar olmakla birlikte araştırma üniversitesi olmanın temel şartları şunlar: 
Araştırmacı: Araştırma kapasitesi yüksek öğretim üyeleri işe alınmalı, 
Zaman: Öğretim üyelerine araştırma yapabilmeleri için gereken zaman sağlanmalı, 
Mali destek: Araştırma için gereken mali bütçeler sağlanmalı, 
Altyapı: Araştırma için gereken fiziksel ve kurumsal ortamlar sağlanmalı, 
İnsan kaynağı: Araştırma için önemli olan doktora öğrencileri ve asistanlar sağlanmalı,
Kariyer yönetimi: Öğretim üyeleri için geliştirilecek değerlendirmelerde araştırma çıktıları öne çıkarılmalı.

Türkiye’deki devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasında önemli farklar olduğundan iki gurubu farklı şekilde ele almak gerekiyor.  Türk yükseköğreniminde devlet üniversitelerinin öğrenci payı yüzde 93 civarında olduğu için, devlet üniversitelerindeki uygulamalar ülkenin araştırma politikası için özellikle önemli.

Araştırmacı: En üretken araştırmacılar en üretken araştırma üniversitelerinden çıkarlar. Araştırma çıktısını yükseltmek isteyen üniversiteler de dünyanın önde gelen araştırmacıları ile çalışarak çok iyi bir araştırma eğitimi ve disiplini almış, gelecek vaadeden bu araştırmacıları kadrolarına katarlar. Türk devlet üniversitesinde öğretim üyesi maaşları ilk 100’e giren üniversitelerdeki maaşlarla karşılaştırıldığında çok düşük kalıyor. Bunun bir sonucu olarak devlet üniversiteleri işe alımlarda zor durumda kalıyorlar. Vakıf üniversitelerinde öğretim üyesi maaşları devlet üniversitelerindeki maaşlardan daha yüksek. Fakat devlet üniversitelerinin tersine, vakıf üniversiteleri maaşları arasında çok ciddi farklılıklar var. Bunun sonucu olarak bazı vakıf üniversiteleri dünyanın en iyi üniversitelerinden mezun genç öğretim üyelerini veya önde gelen üniversitelerde çalışan akademisyenleri kadrolarına katıyor, bazıları ise devlet üniversitelerinden öğretim üyesi transferi ile kadro kuruyorlar.

1 Nisan 2014’de YÖK tarafından yayınlanan ‘Yükseköğretim Temel Göstergeleri’ne göre Türkiye’deki üniversitelerde 5 milyon 449 bin 961 öğrenciye karşılık 141 bin 674 öğretim elemanı bulunuyor.  Bu akademik kadronun yarısından fazlası araştırma görevlisi, öğretim görevlisi ve okutman ve uzman statüsündeler ve “öğretim üyesi” (yani Yardımcı Doçent, Doçent ve Profesör) sayısı sadece 63 bin 271’dir.  Yani öğrenci/öğretim üyesi oranı 86,1 olarak gerçekleşiyor.  Bu oran araştırma üniversitesi için gerekenin çok üzerinde.

Zaman: Uluslararası standartlarda araştırma çok zaman gerektiren bir uğraşıdır. Örneğin, bir akademik makale için 1,000-2,000 saatlik bir çalışma gerekebilir. Öğretim üyelerinin zamanları 3 temel aktiviteye harcanır: Araştırma, eğitim, hizmet. 
Eğitim ve hizmete ne kadar çok zaman harcanır ise araştırmaya o kadar az zaman kalır. Birçok Türk üniversitesinde eğitim, öğretim üyelerinin zamanlarının çok ciddi bir bölümünü alıyor ve araştırmaya zaman kalmıyor. Devlet üniversitelerinde standart ders yükü haftada 10 saatt. Fakat öğretim üyelerinin önemli bir kısmı düşük olan maaşlarını destekleyebilmek için veya kadro eksikliğinden dolayı ek ders yükünün altına girerler ve bu ders yükü 30 saate kadar çıkabilir. Düşük maaşları desteklemenin bir diğer yolu da öğretim üyesinin döner sermaye üzerinden (veya kendi girişimleri ile) dışarıya iş yapmasıdır. Bu ek gelir amaçlı aktiviteler öğretim üyesinin araştırma zamanından götürüyor. Araştırmaya yönelik az sayidaki vakıf üniversitesinde ders yükü haftada altı veya dokuz saatt. Diğerlerinde ise haftada 24 saate kadar çıkabiliyor.  Ders yükü konusunda YÖK’ün hazırladığı Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi  Raporu’nda şöyle deniliyor:
“Bir öğretim üyesi, haftada sekiz saatten fazla ders yükü taşıması halinde, kendi bilgisini yenilemek ve araştırma ve yayın yapmak için yeterli fırsat bulamayacaktır. Öğretim elemanlarının yüzde 73’ü aşırı eğitim yükü taşıyor. Bu hem eğitimin kalitesini düşürüyor, hem de kendi gelişmesini engelliyor. Bu durumda üniversitelerin üç işlevinden eğitim- öğretim işlevi, diğer işlevlerine göre baskın hale geliyor.” 
Ortalama Türk akademisyeni ortalama Amerikan araştırma üniversitesi akademisyeninden çok daha fazla zamanını (yaz ayları ve “sabbatical” izinleri de hesaba katıldığında üç misli civarında zamanı) ders vermeye ayırıyor ve araştırmaya zamanı kalmıyor.

Son yıllarda bütçeler arttı

Mali destek: Araştırma çok zaman gerektirdiği gibi ciddi mali kaynaklar da gerektiren bir aktivitedir. Türkiye’deki birçok üniversitenin bütçesi maalesef araştırmaya ciddi fonlar ayırabilecek seviyede değil. (Örneğin OECD kaynaklarına göre, 2004 yılında öğrenci basına düşen ortalama yükseköğretim harcaması OECD için 14 bin dolar iken Türkiye için 4 bin 500 dolar olarak gerçekleşiyor.) Dolayısıyla araştırma için üniversite dışından fon sağlanması büyük önem kazanıyor. Son yıllarda hem TÜBİTAK bütçesi katlanarak arttı, hem de Avrupa Birliği fonları sayesinde üniversitelere çok ciddi araştırma bütçeleri aktarılmaya başlandı. Örneğin TÜBİTAK Tarafından Üniversitelere Verilen Ar-Ge Desteği vasıtası ile yıllık harcama miktarı 2000 yılında 5.8 milyon TL iken 9 yılda 23 kat artarak 2009 yılında 135.7 milyon TLye çıktı. Bu aktarmaların meyvelerini araştırma çıktılarında görmek mümkün. Türkiye bilimsel yayın sıralamalarında 2000’de dünyada 26’ncı iken 2009’da 17’nciliğe tırmandı. Türkiyenin bilime katkısının kalıcı bir hale getirilebilmesi için bu kaynak akışının sürmesi ve hatta artması gerekiyor.

Altyapı: Araştırma için fiziksel (kütüphane, laboratuar, ve ekipman) ve kurumsal (araştırma ofisi) altyapı sağlanmalı, araştırma işbirliklerinin ve ortaklıklarının teşvik edildiği fiziksel ve sanal ortamlar yaratılmalı. Üniversitelerin araştırma destek ofisleri araştırmacıların beyin gücünü araştırma çıktılarına, topluma yararlı uygulama ve ürünlere dönüştürmede destek olmalı. Araştırmacıların kurumları içinde ve dışında ortaklıklara ve işbirliklerine katılabilmesi de üniversite yönetiminin teşvik etmesi, kolaylaştırıcı olanaklar sunması ile mümkün olur.

İnsan kaynağı: Araştırmanın motoru lisansüstü ve doktora öğrencileridir.  Maalesef ülkemizdeki lisansüstü ve doktora öğrencisi sayısı dünyadaki araştırma  üniversiteleri ile kıyaslandığında çok düşük kalıyor. Bunun nedenleri açık: 
- Araştırma geleneği ve kültürü zayıf olan birçok üniversite araştırmaya yatkın lisans mezunu üretemiyor, 
- Lisansüstü ve doktora öğrencilerine üniversitelerin ödeyebildiği ücretler en kalifiye araştırmacıları çekmekte yetersiz kalıyor,
- Türk üniversitelerinden yüksek lisans ve doktora dereceleri ile mezun olanların iş olanakları kısıtlı ve gelir beklentileri düşük, 
- En iyi lisans mezunları en iyi lisansüstü eğitimi için yurtdışına gidiyorlar.

ÖSYM verilerine göre 1995 ile 2004 arasında Türk üniversitelerinden mezun olmuş öğrenci sayısı 2 milyon 218 bin 289. Bu öğrencilerin sadece 105 bin 341’i yükseklisans, 22 bin 644’ü ise doktora programlarını bitirdiler (Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi, Taslak Rapor, Tablo 31, YÖK, 2006). Yani yüksek lisans mezun oranı yüzde 4.8, doktora mezun oranı ise yüzde 1’dir. Lisansüstü öğrenci sayısı bu kadar düşük olan bir ülkenin üniversitelerinin dünyada üst sıralarda olmasını beklemek fazla iyimserlik olur.

Kariyer yönetimi: Yüksek performans beklenen ortamlarda başarının ödüllendirilmesi, başarısızlığın da süreklilik kazanmaması için önlem alınması bir gelenektir. Devlette öğretim üyeleri memur statüsünde. Devlet personel rejimi tüm çalışanlarla performanslarına bakmaksızın iş güvencesi sunar ve performansı ödüllendirecek düzenlemeler getirmez. Vakıf üniversitelerinde ise öğretim üyeleri sözleşmeli personel statüsündedir. Kontratların süresi bir ile beş yıl arasında değişiyor. Bu sistemin iyi çalışabilmesi için performans değerlendirme kriterlerinin ve ödüllendirme sistemlerinin detaylandırılmış ve şeffaf olması gerekiyor, Fakat her vakıf üniversitesindeki uygulamanın bu olduğu söylenemez. 
Avrupa Üniversiteler Birliğı Kurumsal Değerlendirme Programı’nın 17 Türk üniversitesini inceledikten sonra hazırladığı ‘Türkiye’de Yükseköğretim: Eğilimler, Sorunlar, Fırsatlar’ raporundaTürkiye’deki araştırma faaliyetleri ve bunların önündeki engeller konusunda yukarındaki konuların bazılarına şu sözlerle değiniliyor:
“... Ancak hala öğretim görevlisi ve araştırmacı sayısı yeterli olmaktan uzaktır. Hem ulusal hem de üniversite düzeyindeki stratejileri birleştiren, tutarlı ve ileriye dönük bir insan kaynakları stratejisine acilen ihtiyaç duyuluyor. 
... incelemeyi yürütenler, pek çok üniversitenin araştırma stratejisi ya da politikası olmadığını ve (bu durumla ilişkisiz olmayan bir şekilde) araştırmalar arasında eşgüdüm sağlayan üniversite düzeyinde bir organ bulunmadığını belirtiyorlar. Aynı zamanda, üniversitelerin parçalı yapıları nedeniyle, disiplinlerarası yeterli işbirliği olmadığını ve (ek gelir kazanmak için gerekli görülen) aşırı ders yükü ve araştırma için herhangi bir teşvik sunmayan kamu çalışanı/memur statüsü nedeniyle akademik personelin düşük motivasyona sahip olduğunu ortaya koyuyorlar. 
Akademik personelin maaşları, araştırma verimliliğinin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülebilir. Bu durum, yükseköğretimde maaşları rekabetçi bir seviyeye getirmek üzere ulusal düzeyde bir yatırım olmaksızın, bu alana tahsis edilmiş fonların büyük bir kısmının adeta heba olabileceği anlamına geliyor.

Türk üniversiteleri 1990 yılında endeksli dergilerde 1.094 makale yayınladılar. Bu araştırma çıktısı, o yılki dünya araştırma çıktısının yüzde 0.16’sını oluşturuyordu ve Türkiye’yi dünyada 41’inci yapıyordu. 2005 yılında ise makale sayısı 15 bin 666’ya yükseldi. Dünya toplamının yüzde 1.2’sini oluşturan bu sayı Türkiye’yi 19’nculuğa yükseltti.  Buradan da görüleceği gibi, 1990 ile 2005 arasında (yani sadece 15 yıl içinde) Türk üniversitelerinin araştırma çıktısında çok ciddi bir artış yaşandı ve Türkiye’nin dünyadaki araştırmaya katkısı Türkiye’nin dünya GSMH’na katkısına eşit bir noktaya geldi. Bu artışın kanımızca en önemli üç nedeni, devletin TÜBİTAK üzerinden araştırmaya ayırdığı kaynak, doçentlik için getirilen merkezi akademik standartlar ve özellikle vakıf üniversitelerinin kurulması ile hızlanan tersine beyin göçü oldu. Yani Türk üniversite sistemi, kaynaklar arttırılsa ve performansı teşvik eden sistemler getirilirse araştırma çıktısını katlayarak artırabileceğini yakın geçmişte kanıtladı.  
Sonuç olarak, Türk üniversitelerinin dünya sıralamalarında yukarılara çıkmasının tek yolu araştırma çıktılarını yukarıya çekmektir ve bunun nasıl yapılacağı belli: İyi araştırmacıları işe alıp onlara araştırmaya uygun şartları sağlamak ve kariyerlerini hedefler doğrultusunda yönetmek gerekiyor. 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    İngilizce dil eğitimi için hangi ülkeyi tercih edersiniz?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    banner39
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV